Yazarın Diğer Yazı Başlıkları

Gökyüzünde Uçar Bir Turna

Alevi bir evde büyüyüp de yazıya, türküye düşmemek pek de mümkün değildir. Alevi Bektaşi bir evde büyürken çocukluğumdan aklıma gelen hatıralarımda babam, annem ve arkadaşlarının -evet, kadınlı erkekli aynı ortamda- muhakkak bağlama çaldığı akşamlar ve babamın türkülere mırıldanarak eşlik ederken elini sol göğsüne koyup kafasını öne eğişi, anneminse muhakkak ince ince akıttığı bir damla gözünün yaşı vardır.

Başta Ehlibeyt acısıyla yoğrulan Alevi inanışı için sanat, edebiyat, semah, bağlama eskiden beri ibadetin hem içerisinde var olmuş hem de ibadet etmenin ta kendisi olmuş ve Alevilik asla tek başına katı bir inanış olarak değil, aynı zamanda zengin bir kültür olarak yıllar yılı mensuplarında can olmuş, can bulmuş. Mesela benim en sevdiğim, Erkan Oğur’dan dinlemeye doyamadığım bir tanesi, Pir Sultan Abdal’ın can ektiği “Ben de bu yayladan Şah’a giderim” deyişi. ‘Karşıda görünen ne güzel yayla/ Bir dem süremedim giderim böyle/ Ala gözlü Pirim sen himmet eyle/ Ben de bu yayladan Şah’a giderim.’

Var olduğundan beri zulümle, kıyımla sınanan Alevi inanışının dermanı belki de kültürünün kendisi olmuş, yazılı kaynaklar yakıldığı için de sözlü gelenekle devam etmesine rağmen nesilden nesile azalmamış aksine her şeye rağmen kocaman bir çınar ağacı gibi dimdik durup yeşermeye devam etmiş.

TURNA KUŞU EFSANESİ

Alevi halkı, edebiyatlarında da inanç, sevgi ve insan ekseninde birleşmiş, çocuklarına evvela bu değerleri aktararak inanmayı ve sevmeyi öğretmiş, yaşamayı böyle belletmiş. Alevi edebiyatı olarak isimlendirmenin kısıtlı kalacağı Alevi kültürü, sanatı, izlerini acılardan aldığı kadar sevgiden, hoşgörüden ve beraberlikten de almış. İnsanı candan ötürü seven Alevilerin semahında, deyişlerinde yer alan turna kuşu, Ehlibeyt acısı, insan sevgisi ise edebiyatta en çok işlenen motiflerden sadece bazıları. Bu motiflerden biriyle şöyle buyurmuş Pir Sultan Abdal, “Hazreti Şah’ın avazı/ Turna derler bir kuştadır/ Asası Nil deryasında/ Hırkası bir derviştedir.”

‘Kıblesi insan olan’ Alevi inanışının edebiyatı, Osmanlı döneminde ozanların yanlarında bağlamaları ile gezip inanışı anlatmalarıyla oluşmaya başlamış ve yazılı tüm kaynakların yakılmasından sonra da uzun yıllar boyunca  sözlü olarak süren bir gelenek olmuş ve gücünden hiçbir şey kaybetmeden bu günlere dek gelmiş.

HERKESİN EMEĞİYLE ZENGİNLEŞEN BİR İNANIŞ

Ehlibeyt acısının hiç dinmediğini hissettiğimiz deyişler, türküler, nefesler, menakıbnameler, dedenin duası ve rızasıyla başlayan cemler, mürşidlerin söyleyişleri, Alevi yolunun esaslarının anlatıldığı buyruklar, erkannameler, dergah geleneği ile yoğrulan Alevi edebiyatının temel taşlarından bazıları olarak günümüze kadar gelmiş, bebeklikten beri kulağımıza söylenmiş. Küçükken semah dönmeyi öğrendiğimde ezberlediğim ve bugüne aklımda yalnızca ilk mısrası kalan, Arif Sağ’ın söylediği Urfa Semahı da bu temel taşları oluşturan ufacık bir çakıl: “Başım açık yalın ayak yürüttüm/ Sen merhamet eyle lebbi balım yar/ Yüreğimi ceviz gibi çürüttün/ Senin aşkın büyüktür kaddidalım yar/ Çektirme cefalar yandırma nare.”
Mutlak sayılması gereken ve elbet her Alevi’nin muhakkak bildiği Yedi Ulu Ozanlar, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Teslim Abdal, Kaygusuz Abdal, Mahsuni Şerif, Ali Ekber Çiçek, Arif Sağ ve 21 yıl önce bugün Madımak’ta diri diri yakılan canlarımız Hasret Gültekin, Muhlis Akarsu, Nesimi Çimen ve isimleri o gün bu gündür vicdanımıza mıh gibi kazınan kaybettiğimiz tüm canlar da Alevi kültürünü hem inanç hem sanat yönüyle beslemiş ve zenginleştirmiş ve gelecek nesillere emanet etmiş. Mahsuni Şerif’in Madımak için söylediği “Sivas’tan göklere uçtuk/ Gönlümüz hak’kı diler/ Alevlerle kucaklaştı/ Muhlis’ler Nesimi’ler

Yıldız Dağı toz dumanlı/ Yollarımızı tutmayın/ Biz bu yolun son yolcusu/ Siz bizi unutmayın” türküsü gibi birçok türkü de bu geleneğin en değerli sözleri olarak kalmış.
Alevi edebiyatı, sadece sanatkar olanın nakış gibi dokuduğu bir kültür değil, aynı zamanda bu temmuzda da Madımak’a gidip devletin utancı önünde kaybettiklerimizi anacak olan canlar gibi her kaybımızda Xızır’a, Düzgün Babo’ya sığınan anam ve babam gibi döktüğü gözyaşıyla, insana, sevgiye, doğaya inanan herkesin emeğiyle zenginleşen ve gelişen bir inanış.
Her Alevi katliamında tekrar tekrar yaşadığımız Ehlibeyt acısını yaşayan canlar, edebiyat, semah ile acılarını birbirleriyle paylaşıp her katliam yıl dönümünde döktükleri yaşlarla Alevi kültürünü dünden bugüne işlemeye devam etmiş.

Alevilik, bakanların, ders kitaplarının ağzında kirletilmeye çalışılmasına rağmen, ‘biz ölürsek kalanlar arkamızdan şiir yazar’ düsturunu benimseyecek kadar da olgun ve mütevazı bir inanç sistemidir.

ŞİİRLER SİVAS VE BARIŞ İÇİN

Şairler, Merkezi Kolombiya’nın Medellin kentinde bulunan Dünya Şiir Hareketi’nin “Savaşsız Bir Dünya İçin Şiir” çağrısıyla “Sivas’ın anısına” ülkemizde de buluşuyor. 44 ülkede düzenlenecek etkinliklerde dünya şairleri, barış isteklerini dile getirecekler.

Türkiye Yazarlar Sendikası, Dünya Barış Hareketi ve Nâzım Hikmet Kültür Merkezinin düzenlediği etkinlik, 2 Temmuz saat 19.00’da Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezinde yapılacak.
Refik Durbaş, Tarık Günersel, Seyyit Nezir, Metin Cengiz, Enver Ercan, Ayten Mutlu, Salih Bolat, Yaşar Miraç, Nur Saka, Mustafa Köz ve Altay Öktem’in Sivas ve barış üzerine şiirler okuyacağı “2 Temmuz Şiirin Barış Vicdanı” etkinliğini Gülsen Tuncer sunacak. Nâzım Hikmet Kültür Merkezi adına Cansu Fırıncı bir bildiri okuyacak. 
Etkinlikte ayrıca Dünya Şiir Hareketi’nin “Barış Çağrısı” da izleyicilerle buluşacak.

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama