Alevi-Bektaşi Anlamlı Söz Varlığı Üzerine

“Alevi-Bektaşi” anlamlı söz varlığını tespite dönük bu çalışmada, başta 12 ciltlik Derleme Sözlüğü olmak üzere, değişik bölge ağızlarına ait ağız çalışmalarının sözlük kısımları ile Alevi-Bektaşi kültürünü çok değişik açılardan ele alıp inceleyen çalışmalar taranmıştır. Bu anlamda en çok Türkdoğan (1995), Noyan (2006), Melikof ve Gülçiçek (2004)’in çalışmalarından yararlandığımızı belirtmeliyiz. Sonuçta, ister Alevi-Bektaşi, isterse Sünni olsun, ortalama bir kültür seviyesinde olan insanlarımızca bilinen ve yaygın olarak kullanılan çok sınırlı sayıdaki birkaç kelime/ terimlik söz varlığından çok daha fazla “Alevi-Bektaşi” anlamlı adın bulunduğu ortaya çıkarılmıştır.
Şimdi değişik kaynaklardan derlediğimiz Alevi-Bektaşi anlamlı söz varlığını alfabetik sıra ile sunalım.
                       TÜRK KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ –  Ahmet GÜNŞEN
 
ALEVÎ –BEKTªΠ ANLAMLI SÖZ VARLIĞI (1)
Abdal(lar): Türkçede “göçebe, gezgin” anlamına gelen “Abdal” adını taşıyan topluluklara Doğu Türkistan’dan, Afganistan, İran ve Türkiye’ye kadar uzanan geniş bir sahada tarihin her döneminde rastlanmaktadır.  Ancak, söz konusu coğrafyaların içinde özellikle Afganistan ve Türkiye/Anadolu daha bir ön plana çıkmaktadır. Nitekim “abdal” kelime ve kavramının İran ve doğu sahalarından çok Anadolu Türklüğü arasında yayılmış ve yaşamakta oluşu bu görüşü kuvvetlendirmektedir. Her ne kadar “abdal/abdâl/ebdâl” kelimesinin “derviş”, ve “şahit” anlamlarına gelen Arapça “bedîl” kelimesinin çoğulu olduğu, Türkçe ve Farsçada “dünya ile ilgisini kesip kendisini Tanrı’ya bağlamış derviş”, ”evliyadan 70 kişilik bir cemaat veya zümre”, “Afganistan’da yaşayan ve Anadolu’ya göçen ve Alevi olan Türk topluluğu” gibi değişik anlamlarda kullanıldığını bilmekle ve çok zaman aynı anlama gelen “Torlak”, “Hayderî”, “Cavlakî”, “Kalender/ Kalenderî” tabirleri ile de karıştırılmakla beraber , söz konusu kelime ve kavramın ifade ettiği anlamlardan çok, burada etnik veya sosyal grup  olarak neyi ifade ettiğine bakılırsa literatürde Abdal (lar) çoğunlukla yerleşik  ama kısmen de göçebe bir hayat süren Alevî/ Bektâşî  Türk topluluğu olarak geçmektedir. Anadolu sahasında Güney, Batı ve Orta Anadolu Bölgeleri başlıca dağılım gösterdikleri meskûn oldukları bölgelerdir bilgisi öne çıkmaktadır. Alevî-Bektâşî  inanç kültürünün bir parçası olan Abdallar, Orta Anadolu ve Çukurova bölgelerinde Teber veya Teber Uşağı olarak da anılırlar.
 
Ahriyan(lar): Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinde, yerli ahalice Kızılbaş toplumu ve üyeleri bu adla anılır. Hayati Develi  “Risâle-i Garîbe” adlı çalışmasında Ahriyan sözünün Grekçe agarenus kelimesinden geldiğini, Yunanca ve Bulgarcada daha çok din değiştiren Hristiyan ahali için “Müslüman, Türk” anlamlarında hakaretâmiz bir ifadeyle kullanıldığını, Türkçede ise başlangıçta yeni Müslüman olmuş veya “dinden dönmüş, irtidat etmiş” topluluklar için kullanıldıktan sonra zamanla dinin gereklerini yerine getirmeyen zümrelerin de bu kelimeyle ifade edilmiş olduğunu belirtmiştir.
Velhasıl, Trabzon ve yöresinde yaşayan Sünni topluluklar da, aynı çerçevede İslam dinini kendilerinden farklı algılayan ve yaşayan Alevi kesimini ve üyelerini bu adla anmışlardır.
 
Alcı(lar): Manisa Turgutlu yöresinde Alevi olanları ifade için kullanılan bir addır. Bu adın renk adı “al” ile ilgili olduğunu düşünüyoruz. Zira Alevilikte renklerin de bir anlamı vardır ve her renk Ehl-i Beyt’ten belli bir kişiyi sembolize eder. Buna göre beyaz Hz. Muhammed’i, kara Hz. Fatma’yı, açık yeşil ile sarı Hz. Hasan’ı, yeşil ve pembe Hz. Hüseyin’i sembolize ederken, al da Hz. Ali’yi sembolize etmektedir. O hâlde Alcı adı, al veya kırmızı rengin sembolize ettiği “Alici” veya Kızılbaş anlamına da uygun olarak “Kızılbaş” anlamıyla kullanılıyor olmalıdır.
FIKRA
 Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Solaklara (Gözeticilere) seslenir.  Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini söyler ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
Sultan:
- Bre uğursuz, nabekar! Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini...
Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır:
- A devletlim siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama