Kenan Evren de ‘Bunları Biz Mi Okutacağız’ Demişti

TEOG yerleştirmeleri çokça tartışıldı. Tartışmalar hâlâ da sürüyor. Öğrenciler evlerinden çok daha uzak yerlerdeki okullara yerleştirildi. Alevi ve Ermeni olmalarına ve hiç tercih etmemelerine rağmen imam hatibe binlerce öğrenci geçirildi. Okullar açıldı ama henüz hangi okula gideceği belli olmayan öğrenciler var. Eğitim Bakanı Nabi Avcı da “ilk hafta devam zorunluluğu yok” dedi. Bu “Biz bu işi beceremedik” itirafı gibi bir şeydi... Zorunlu din dersi tartışmaları da AİHM kararıyla yeniden gündemin üst sıralarına tırmandı. Özetle eğitimin kendisi gibi eğitim gündemi de oldukça yoğun ve karışık... İşte bu karmaşayı, yıllardır eğitim ve eğitim politikaları üzerine çalışan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Gök ile konuşuyoruz. Gök, bize ister istemez 12 Eylül darbesinin aktörü Kenan Evren’i hatırlatmak zorunda kalıyor.

Öğrenciler ilk haftayı, Bakan Nabi Avcı garantili “okula gitme zorunluluğu” olmadan geçirdi...

Okullar açık, öğretmenlerin maaşları veriliyor. Onların bakış açısından bakıldığında müthiş bir yatırım. Ama buna rağmen “Bir hafta gelmeseniz de olur” deniyor. Bu son derece gayri ciddi.

Daha önce böyle bir şey görmüş müydünüz?
Ben duymadım, görmedim. Ama bizim Türkiye’de eğitim politikalarında şimdiye kadar görmediğimiz bir çok şey görüyoruz. Öğrenciler tercih yapacak bir kaos yaşanıyor. Okullar açılıyor kaos yaşanıyor. Bu TEOG gelmeden herşey güllük gülistanlık değildi elbet. Derslik ve öğretmen açığıyla, eğitim süreçlerinde demokratik olmamasıyla, müfredatın çocukların birikimine, donanımına, zekasına önem vermeden kurulmasına, bütün okul ikliminin son derece baskıcı, otoriter bir şekilde işlemesine... Bunları konuşuyoruz; şimdi bir de böylesine kaotik bir durum yaşandı. Bunu en hafif deyimiyle gayri ciddi buluyorum.

Sıcak bir gündem olduğu için bunu özellikle konuşalım. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin AİHM kararı. Başbakan Davutoğlu da açıklamasında zorunlu din dersinden vazgeçilmeyeceğini açıkça ifade ediyor. 
Sanki bu öğrenciler doktora seviyesinde analitik çalışma yapıyorlar da analiz yapabilsinler diyor. Zorunlu din dersleri konusunda AİHM’in ilk kararı da değil. Alevi bir ailenin başvurusunda da böyle bir karar vermişti. Hiçbir şekilde dikkate alınmamıştı. Umuyoruz ki, bu dikkate alınır derken, Başbakan Davutoğlu net olarak tavrını açıkladı. Hak ihlali tabi ki. Ben bunca senedir eğitimle ve pedagojiyle ve eğitim politikalarıyla uğraşıyorum. Böyle zorunlu bir şekilde çocuklara dayatılması gerçekten ne demokrasi anlayışıyla bağdaşır, ne de çocukların özgürlükçü eğitim ortamıyla yeşermeleri, gelişmeleri fikriyle uyuşur.

Neden?
Çünkü eğitim sistemi, çocukların yaratıcı güçlerini, eleştirel bakış açılarını ve onların özgürce gelişebileceği ortamı sağlamak zorunda. Biz biliyoruz ki, her çocuk ayrı dünyadır ve her çocuğa en iyi eğitim ortamı özgürlükçü bir şekilde, dünyayı kendisi tahlil edebileceği bir bakış açısıyla, çok genel olarak demokratik eğitim pratiği ve praksisiyle olabilir. Din derslerinin zorunlu olmasıyla, mesele liselere mescit zorunluluğu getirdiler. Gitmeyen gitmesin dediler. Okulun diğer bütün havası, kültürü falan da o yöndeyse eğer, orada diğer öğrencileri de zorlayacaktır gitmeleri yönünde. Bu çok açık yani... Din, sorgusuz sualsiz inanmayı ve ona göre hayat biçimlendirmeyi öngörür. Tamam, inanan inansın, sonuna kadar saygımız var. Ama bu memlekette milyonlarca Alevi farklı bir inanç yaşıyorlar. Ama din dersi Sünni mezhebini temel alan bir anlayışla hazırlandı. Çok kültürlü, çok dinli bir toplumda tek din, tek mezhep anlayışının daha katı bir şekilde önümüze konduğunu görüyoruz. 

Türkiye’de İslamcı gelenek, devletin yukarıdan ‘din dayatmasını’ eleştirerek ‘sivil topluma’ ve ‘millete’ vurgu yaptı. “Kemalist devlet bize ‘laiklik dini’ni dayatıyor” dediler. Bu İslamcı akımlardan birçok kişi bugün AKP’ye yönetiminde. Yıllarca bunu bir Kemalist dayatma olarak eleştirdiler, bugün ise hem Diyanet  İşleri Başkanlığıyla hem de fiilen zorunlu hale getirilen 3 din dersiyle bu dayatmayı savunuyorlar...
Hakikaten çok düşündürücü bir durum ve AKP’nin bütün foyası ortaya çıkıyor. Yeni bir toplum mühendisliği. Yani kendi tanımladıkları parametreler içinde hareket edebilecek insanlar yetiştirmek, toplum mühendisliği yapmak istiyorlar. Dindarlığı ve kindarlığı hep dile getirdiler. Verilere baktığımız zaman bir taraftan gerçekten dindar özellikleri öne çıkacak ve ona uyum sağlayacak, uyumlu toplumda eve daha çok bağımlı, toplumda ‘yerini’ bilen kadınlar eve kapatılacak. Bir taraftan da kadını ucuz işgücü olarak kullanma durumu da var tabii. 1980 sonrası neo-liberal dönemin en önemli özelliklerini AKP’de mükemmel şekilde görüyoruz ama bence onu aşan bir şey de var. Modernizmi de yeniden tanımlayıp kendilerine uygun bir şekilde o insanı imal etmeye çalışıyorlar. Yeni bir insan yetişsin ve bu insan da o dini yaşam biçimini kabul etsin. İmam hatiplerin belli bir rakama ulaşması lazım. Bunun için Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan bile işi gücü bırakmış ve bu işe dalmış. Bize kimse sormuyor, bir sen soruyorsun. 

Yıllardır bu alanda emek veriyorsunuz. Şimdiye kadar herhangi bir hükümetten ‘Şu eğitim politikalarını ne yapalım, ne edelim, sizin bir öneriniz var mı’ diye soran olmadı mı hiç?
Bana olmadı. Ama biliyorum ki Gazi Üniversitesi’nde bir grup var. Talim terbiyeyle beraber çalışılıyor. Ama bize göre; daha radikal, daha özgürlükçü bir şekilde eğitim politikalarının dönüşmesi gerektiği için... Bunun da altyapısını kuruyoruz, niye olması gerektiğini söylüyoruz ama o toplum başka bir toplum tahayyülünden  yola çıkılıyor, biz ise başka bir toplum tahayyülüne göre politikaları yapıyoruz. 

Hiç dinliyormuş gibi de mi yapmadılar?
Hakikaten dinliyormuş gibi bile yapmadılar. Devletin yaptığı kongrelere bazen davet ediliyoruz ama ona da ben pek rağbet etmiyorum.

BU KADAR TEMEL BİR HAKKIN SAĞLANMAMASI BANA GARİP GELİYOR

Nasıl bir dönüşüm peki? Bugün ki karmaşadan bir adım geri çekildiğimizde hükümet nasıl bir eğitim sistemi istiyor? Önümüze nasıl bir eğitim modeli konulacak?
Sanıyorum bu dönüşümde şöyle bir durum var. Dönüşümde, belli oranda sistem imam hatip olacak. Belli oranda mesleki eğitime gidilecek. İnsanlar neden çocuklarını liseye göndermek istiyorlardı? En azından alt orta sınıftan diyebileceğimiz insanlar. Ama üniversiteye gitmek herkesin hakkı. Neden sınıfsal olarak belli pozisyondaki insanların çocukları üniversiteye gidince kimse garip karşılamıyor ama herkes üniversiteye gitmek isteyince problem çıkıyor? Halbuki ne kadar güzel; insanlar üniversitede okumak istiyorlar; bundan güzel bir şey olabilir mi? Niye açmıyoruz, niye 10 tane Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversite yok, niye? Sonuç olarak yatırım yapılacak, insan yetiştirilecek. Neden yapılmıyor bu. 

Neden?
Çünkü onları orda da tutmak isteyen bir sistem. Yani bazıları aradan sıyrılır ama temel olarak o sınıfsal konumda kalsın. Bunu tabi ki kimse söylemez. Eğitim hakkı perspektifinden baktığımız zaman engellilere yaşatılanlar, kadınlara yapılan ayrımcılıklar, bütün homofobik zihniyet. İnsanların  ana dilinde eğitim için insanların ölüm orucuna yattıkları başka bir örnek yok. Böyle bir şey olamaz. Bütün bunları bir araya toplayıp baktığımızda hakikaten ürkütücü bir tablo ortaya çıkıyor. Bu ürkütücü tabloya tekabül eden emek demokrasi ve demokrasi güçlerinin birliğini bir türlü kuramıyoruz ama umarım bu son gelişmeler hepimize de ders olur. 

Son gelişmeler derken...
Kürdistan’da ana dilinde eğitimi hayata geçirmeye çalışıyorlar ama okulun kapısına mühür vuruluyor. Onlar da gittiler mührü kırdılar. Bu kadar temel bir hakkın sağlanmaması bana garip geliyor. Bunun pazarlığı olamaz.

Temel insan hakkı...
Evet. Demokratik eğitimin en temel gereği. Kimliğinin, kişiliğinin gelişmesi, okula yabancı hissetmemesi için onun en önemli özelliklerinden birisi olan ana dilinin göz ardı edilmesi hatta baskı altına alınması kabul edilemez bir şey. Biz artık bunları konuşmaktan bıktık ama hala sorun duruyor. Hala mücadele edilecek demektir.

HER ŞEYİ SINAVA ENDEKSLEYEN SİSTEM

Eğitimde nasıl bir dönüşüm süreci işliyor?
Neoliberal sistem, performansa dayanan bir sistem ve bu performansı ölçüp biçmeleri lazım. Hepimizi devamlı ölçüp biçmeleri lazım ki hem kontrol etsinler hem onların kafasındaki sistematiğe uygun hale getirsinler. Yani kontrol mekanizması aynı zamanda. Şimdi öyle bir yere geldiler diye düşünüyorum. Bir taraftan performans, öğrenciler için bu yaşta üniversite sınavı zaten çok problemli. Ben umudu satmak diye nitelendirmiştim yıllar önce. Şimdi orda öyle bir problem varken son derece eşitlikle hiç ilgisi olmayan, çocukları bir yarışa sokan böyle bir sınav sistemini temel alan eğitim sistemi varken, birdenbire liselere girişi de çok daha temel sınava, puana ve nota endeksleyen bir hale getirdiler. 

Değişimin önemli bir yanı da bu galiba... 
Bence gidiş o yöne doğruydu. Ama bütün bir süreç yaşanırken yeni boyutlar da kazandırdılar. Mesela tahayyül ettikleri eğitim sisteminde yüzde 20 özel okul olacak. “Kapitalist sistemde yaşıyoruz nasıl oluyor da hala kamusal eğitim veriyoruz biz herkesin çocuklarına?” diye düşünüyorlar. Kenan Evren, “Adamın 11 tane çocuğu var, biz bunların hepsini mi okutacağız” demişti.

Eğitimdeki özelleştirmeyi öngörmüş demek ki Kenan Evren...
Mesela açık liseler... Hem istatistiklerde liseye gidiyor gibi gözüküyor, hem de liseye gitmiyor. 12 yıla çıkardık diye övünülüyor. Bunlar da TEOG  sistemini de geliştirirken neoliberal modernizmi gerçekleştirmek istiyorlar. Ortaokuldan liseye geçiş de tamamen performatif olsun, tamamen sınava dayansın. Diğer taraftan bunu yaparken kafalarında imam hatiplerin çoğalması da var. Çünkü 4+4+4’ten sonra yaptılar imam hatipleri, fakat çocuklar gitmediler, okullar boş kaldı. Şimdi bunları doldurmak için de puanı tutmayan çocuklar bir yere gitmeyecek. Alt-orta sınıf insanlar çocuklarını özel okula göndermek için çırpınacaklar, geri kalan büyük kitle nereye gidecekse oraya gidecek. 2013-2014 ders yılında toplam 1 milyon 304 bin öğrenci açık liseye gitmiş ki bu toplam 5 milyon 430 bin 178 öğrenci içinden olanlar. Yüzde 25’e tekabül ediyor. 

TEOG’daki karışıklık, itiraz edilen yerleştirmeler sizce açık lise kayıtlarını arttırdı mı? 
Açık liseyi bilemiyorum, merak ediyorum. Aileler imam hatipleri seçmeye teşvik ediliyor. En iyi okulları imam hatip yapıyorlar. Alt yapı olarak çok iyi duruma getiriyorlar ve muhafazakar aileleri teşvik ediyorlar. Yükselen dinci burjuvazinin bir parçası olma oradan da pay kapma hesabı da var.

OKUL ATAERKİL BİR KURUM

Kitaplardaki eğitim tanımının ilk cümlesi “Özgür bireyler yetiştirilmesi”... Peki gerçeğin ilk cümlesi nedir?
Okul ataerkil bir kurum. Bunun değişmesi lazım. Kadınlar için eğitim sisteminin rolünü, baskılayıcı ve onları tarif edilmiş erkek egemen düzene hazırlayan rolünü, bunu değiştirmek için politikalar geliştirilmeli. Burada ise tam tersi politikalar üretiliyor. Mesela 2010 öncesi açıköğretim ortaokulundaki kızların sayısı, erkeklerden 100 bin daha fazla. Yani okula gönderilmiyor, açık ortaokula gönderiliyor. Şimdi de açık lise meselesi var; belki konuşabiliriz. Yani bunu kırmak, birlikte eşit vatandaşlar olarak yaşama pratiğini hayata geçirecek eğitim politikalarını, sınıfın düzenlenmesinden öğretmen yetiştirmeye kadar hayata geçirmek gerekli. Öğretmen yetiştirme programlarında toplumsal cinsiyet dersi yoktur mesela. Bizde de seçmeli ders olarak var; o da biz de “aman olsun” diye çabaladığımız için. Eğitim sisteminde; bir tarafı patriyarka bir tarafı homofomik zihniyetle mücadele eden hiçbir şey yok. Tam tersine erkek egemen homofomik sistemi bir şekilde yeniden üreten, geliştiren rol oynuyor. Ders kitapları, müfredat, öğretmen yetiştirme bütün bunların toplumsal dönüşümü ve yeniden kurgulanması gerekiyor.
 

Kaynak: Evrensel

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama