İnanç Özgürlükleri Raporu (2.bolum)

24.Madde'de din ve vicdan özgürlüğünü kısıtlayan haller arasında 14.Madde'ye atıfla yaralan "Devletin ilkesiyle ve milletiyle bölünmez bütünlüğü " ve "laiklik" gibi kavramlar hukuki merciler tarafından yapılan bazı yorumlu gerekçe kararlarıyla din ve vicdan özgürlüğünün önünde bir engel oluşturmaktadır.Yine aynı maddeye yaralan "kimse dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz" hükmü bizzat devlet ve idari kurumlar tarafından değişik zamanlarda ihlal edilmiştir.24.Madde'de hükmedilen zorunlu din ve ahlak eğitimi ve öğretimi farklı inanç grupları (din ve mezhepler) açısından eşitsizliğe yol açan ve uluslararası normlarla garanti altına alınan din,inanç ve vicdan özgürlüğünü ihlal eden haksız bir uygulama ve dayatma olarak algılanmaktadır.Din derslerinin zorunlu olması ve din derslerinin mufredatının Sunni/Hanefi  kesime uygun bir şekilde  düzenlenmiş olması bizzat Anayasa'da yer alan laiklik ilkesine ve din ve vicdan özgürlüğü ilkesine  terstir.Din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen bu maddeler,Türkiye'de farklı inançlara mensup grupların ve bireylerin bulunduğuna ilişkin bir varsayımla hazırlanmamıştır.Öyle ki,Anayasa'da farklı inançlara mensup kişilerin din eğitimi ve öğretimi almaları ve inançlarını surdurmelerini kolaylaştıracak veya garanti altına alacak herhangi bir kurumsal yapı ve hak ve özgürlük öngörülmemiştir.24.Madde daha çok "dini kötüye kullanma gibi geniş ve yoruma açık bir hüküm üzerinden bireyi değil,devleti ön plana çıkaran bir anlayışla yapılandırılmıştır.

Demokratik ve katılımcı bir süreçte gerçekleştirilmesi ideal olan yeni Anayasa yapım süreci,devlet ve toplumun demokratik dönüşümü için kaçırılmaması gereken bir fırsattır.Devleti yeniden yapılandıran vatanda-devlet ilişkilerini demokratik,çoğulcu ve uzaşmacı ilkeler ışığında yeniden düzenleyen, bireyi devetin önüne koyan ve bireysel özgürlükleri güvenceye alan demokratik bir Anayaya,sadece din ve vicdan özgürlüğü alanında değil hak ve özgürlükler ile ilgili diğer alanlarda yaşanan sorunların çözümü içinde işlevsel olacaktır.

Çalışma boyunca Anayasa sürecinden beklentiler her mulakatta görüşmeciler tarafından ortaya konulmuştur.İnanç gruplarının Anayasa sürecinden beklentilerei oldukça fazladır.Anayasa yapım sürecinde,siyasi otoritelerin (hükümet-TBMM) ve kurulacak ilgili komisyonların gerek inanç gruplarının taleplerini,gerekse inanç gruplarının içinde etnisite,toplumsal cinsiyet,yaş ve ideolojik farklı unsurlar etrafında ortsaya çıkan toplumsal taleplerinin temsiliyet açısından gözetildiği bir muzakere yapısı içerisinde ele alamaları gerekmektedir.

Farklı İlişki Modelleri Ve Yasal Ve Kurumsal Zemin Eksikliği 

Çalışmada ortaya çıkan en önemli noktalardan biri devlet ve inanç grupları arasındaki ilişkinin kurumsallaşmış olması ve bu ilişkileri sağlayacak,düzenleyecek ve yönlendirecek yasal zeminin eksikliğidir.Son dönemde inanç gruplarıyla üst düzey devlet yetkililerin arasındaki temasların daha "yakın" ve "sıcak" olduğu dile getirilmekle birlikte, bu tür temaslar kurumsal bir ilişkiye dönüşmemekte ve kişisel zeminde sürdürülmektedir.İlişkilerin bu şekilde yapılandırılması Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik kurumlar ve yasal zemine dayanan bir inanç siyasetine sahip olmadığının bir kanıtıdır.Her inanç grubuyla iliişkileri belirleyen farklı yöntemler,modeller ve yaklaşımlar bulunmaktadır.Örneğin,Alevilerle ilgilenen yetkililer ile Gayrimuslüm vakıflarıyla ilgilenen yetkililer farklıdır ve bu grupların sorunları ile baş etme de farklı yöntemler izlenmektedir.Sözgelimi,Türkiye'de sayıları 5000'i bulan Protestanlar ,söz konusu üst düzey ağının dışında bırakılmıştır ve iyileştirme çabaları hiç ele alınmamaktadır.Üst düzey temaslarla ve idari makamlarla ilişkilerde inanç grupları adına çoğu zaman din görevlileri(ve üst düzey ruhani kişiler)bireysel olaralk muhatap alınmaktadır ve inanç ve cemaatlerin tüzel kişiliği bulunmamaktadır.İnanç gruplarının tüzel kişilik kazanmasını sağlayan dernekler ve vakıfların temsiliyet,statü ve kaynaklarını sürüdrebilmeleri konmusunda özellikle Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM)valilikler,belediyeler ve Tapu Dairesi,İmar Kurulu,Anıtlar Müdürlüğü gibi çeşitli idari kurumlar ile zorluklar yaşanmaktadır.

Türkiye'de tutarlı ve kapsamlı bir inanç siyasetinin bulunmamasının yanı sıra devletin, farklı inançlar üzerinden tehdit ve güvenlik problemi üretmesi  de olağan bir tutum haline gelmiştir.Tarih boyunca devlet eliyle ve güvenlik güçleri tarafından inanç gruplarının yok edilmesine yönel,ik kıyımlar ve zorunlu göçlerde inanç gruplarına yönelik siyaseti şekillendirmiştir.Toplumsal hafızalarımızda yer alan ve henüz yüzleşilemeyen,1938 Dersim Olayları,1932 Varlık Vergisi uygulaması,6-7 Eylül 1955 olayları,Alevilere karşı gerçekleştirilen Maraş,Sivas,Gazi Mahallesi katliamları ve benzeri olaylar,Türkiye'dedibi inanç üzerinde yaşanan toplumsal ve siyasal gerilimlerin şiddetini gösterirken,bu gerilimleri çözmesi beklenirken,siyaset kurumunun görevini layıkıyla yapmadığı gerçeği ortadadır.Demokratikleşme ve "sivilleşme" sürecinde inançlara ilişkin siyasetin güvenlik ve tehdit çerçevesinde değil,çoğulcu ve demokratik bir çerçevede ele alınması gereklidir.

Yapılan görüşmelerde inanç gruplarının idare,temsiliyet ve kurumsallaşma anlamında "modernleşme", "sekülerleşme" ve "sivilleşme" isteğinin olduğu  ancak burokrasinin buna izin vermediği ve zorluk çıkardığı görüşü sık karşılaşılan savlardan olmuştur.Bu anlamda,görüşmelerde,özellikle Gayrimuslim gruplar açısından,Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile birlikte sanıldığının aksine laiklik ilkesine din-devlet-toplum ilişkilerinde bir kırılma yaratmadığı sıklıkla ortaya atılan bir tartışma konusu olmuştur.Sunni mezhebine bağlı olmayan inanç gruplarının devletle ilişkilerinde eşit olmayan bir diyalog ortamı yaratılmaktadır.Çağdaş bir demokraside devlet,farklı inanç ve etnik kimlikler üzerinden değil de vatandaşlık kimliği üzerinden bireylerle ilişki kurarken,Türkiye Cumhuriyeti Devleti,söz konusu muzakerelerde Sunni reflekslerle hareket etmekte ve laik-seküler ilkelerden  uzaklaşmaktadır.Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi söylem ve pratikleri,farklı inançları bir yandan güvenlik odaklı ve ideolojik bir tehdit algısıyla "görmek" bir yandan da  tanımamam ve ilişkisizlik bağlamında "görmemek" ilkesine dayanmaktadır.

 

Sorunlar

İnanç Uygulamalarında(Pratiklerinde) Karşılaşılan Sorunlar

Türkiye'de siyaset yapıcıların inanç gruplarıyla ilişkisi kurumsallaşmamış ve her bir vakanın kendi içinde birebir muhataplarıyla  değerlendiildiği yazılı ve kurumsal olmayan bir yapı üzerine kurulmuştur.Egemen söylemde "hoşgörü" ve "diyalog" bu ilişkiyi tanımlayan kavramlardır.Ne var ki bu araçlar eşitler arası bir ilişki anlamına gelmemektedir.Hoşgörü kelime anlamı itibariyle diğerine musahama göstermek ve tahammül etmek üzerinden hiyerarşik bir ilişkilenme aracı vebiçimi olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Müslüman olmayan azınlık vatandaşlarla ilişkileri düzenleyen,hak ve özgürlükleri belirleyen Lozan Antlaşması bugun tam anlamıyla uygulanmamaktadır.Lozan Antlaşması,37. ve 44.Maddeler arasında azınlıklara pozitif haklar öngörülmüştür.Ancak,bugün kü siyaset Lozan'ın çok gerisinde lkalmıştır.Lozan'da kararlaştırılan pek çok siyasi,toplumsal v dinsel konu,daha sonraları geçici kararnameler,talimatlar ve keyfi yöntemlerle yeniden duzenlenmiş ve Lozan2da Müslüman olmayan bazı Azınlıklara verilen pek çok hak ihlal edilmiştir.

Lozan Antlaşmasına dahil olmayı,Lozan' gerek duymadan yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte eşit vatandaşlık beklentisiyle reddeden bazı Gayrımuslim gruplar ise Lozan'da garanti altına  alınan hak,özgürlük ve desteklerden dahil mahrum bırakılmıştır.

Kurumsallaşma Ve Tüzel Kişilik Meselesi Ve Tanımama Ve İlişkisizlik Hali

 

İnanç gruplarıyla yapılan görüşmelerde devlet nezdinde tanınmama,ilşkisiziklik,sorunlara ilişkin gündelik muhatap bulamama,sistematik ve kurumsal bir ilişki ağına sahip olamama ve kamu tuzel kişiliğinden yoksun olma hali en çok söz edilen sorunlardan en önemlileri olmuştur.Son donemlerde AB üyelik sürecinde,Azınlık meselesi siyasi surecin önemli konularından biri olduğu için,süreci yöneten kurumların (Avrupa Bİrliği Genel Sekreteliği-ABGS ve Dış İşleri Bakanlığı) gayretiyle ve AK Parti iktidarının bu alanda yürüttüğü "açılım" siyaseti doğrultusunda inanç gruplarının sorunlarıyla üst düzey temaslar (Bakanlık ve Belkediyeler)çerçevesinde birebir ilgilenilmiş ve bir iyileştirme sürecine girilmiştir.Ancak,bu tarz ikili ilişkiler kalıcı bir kurumsallaşmayı teşvik etmemiş ve belirsiz kalan durumlara ilişkin yasal bir düzenleme yoluna gidilmemiş,aksine kişisel ilişkiler,randevu alma,Ankara'ya gitme,karşılıklı ziyaretler,bayramlaşmalar,iftarlarla sınırlı kalmıştır.İktidar değiştiğinde ve farklı bir siyasi konjoktürde bu ilişkilerin aynı şekilde devam edeceğinin garantisi yoktur.İnanç grupları tarafından yakın "ilişkiler " olarak tanımlanna bu ilişkiler karşılıklı iyi niyet alışverişi,hoşgoru ve diyalog uzerine dayanmaktadır.İlişkiler daha çok cemaatleri temsilen bazı dini liderler üzerinden yürütülmektedir.Ancak,kişisel düzeydeki bu ilişkiler inanç gruplarının sivil toplum kuruluşları içinde örgütlenmelerini özendirmekte,inanç grubu ilke devlet ilişkilerinin kurumlaşmıiş ilişkilere dönüşmesine katkıda bulunmamaktadır.Bu ilişkilerin yarattığı sıcak ortamda,devlet ve idari kurumlar sorunları tekil olarak ele alıp,enformel yollarla (telefon,genelge,rica vs..)

kısa vadede çözüme ulaşmaya çalışmaktadır.Yine de bazı inanç grupları açısından bu yetersiz ilişkiler dahi devlet ile işnanç grupları arasında teması kazandırması açısından  oldukça önemli bir gelişme olarak addedilmektedir.

Görüştüğümüz bazı inanç grubu temsilcileri devlet ve idari makamlarla kurulan ilişkiyi ve iyileştirme çabalarını devletin "iç vew dış politika malzemesi" olarak "işine geldiği gibi" kullanabildiğine değindiler.Gayrimuslimlerin vakıf sorunlarıyla ilgilenen Devlet Bakanı Bülent Arınçın şahıs olarak hoşgorulu ve  diyaloga açık olduğu,ancak bu durumun hoşgoru ile çozumlenemeyeceği de vurgulandı.

 

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama