İnanç Özgürlükleri Raporu (1.bolum)

Türkiye'de İnanç Gupları: Sorunlar ve Taleplere

                                                        Eylül 2011

Bu rapor Alevi Vakıfları Başkanı Doğan Bermek tarafından başlatılan "yeni anayasa  sürecinde inanç özgürlükleri"  projesi kapsamında,İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya danışmanlığında,İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi  Doktora Adayı Özge Genç tarafından kaleme alınmıştır.Çalışma boyunca bize destek veren  ve bizlerle görüşlerini paylaşan herkese teşekkürleri borç biliriz.

 

İçindekiler:
Sayfa 1: Türkiye'de İnanç grupları:Sorunlar ve Taleplere Yönelik Yeni Bir Çerçeve

Sayfa 11: Sorunlar

Sayfa: 28  Ayrımcılık ve Nefret Söylemi

 

Türkiye'de İnanç Grupları :Sorunlar Ve taleplere Yöenlik Yeni Bir Çerçeve

Çalışmanın Amacı:

Alevi Vakıfları Federasyonu tarafından başlatılan ve İstanbul Bilgi Üniversitesi AB Enstiüsü Müdürü Prof. Dr. Ayhan Kaya danışmanlığında yürütülen bu proje,Türkiye'deki dini inanç sahibi bireylerin ve dini inanç gruplarının (cemaatlerin) sorunlarını,dini özgürlüklerini kullanmada yaşadıkları zorlukları ve sınırları teşhis etmeyi amaçlayan kapsamlı bir çalışmadır.Çalışmada sayı,büyüklkük ve hukuki statüleri konusunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın dini inanç gruplarının yasal,kurumsal,siyasal  ve toplumsal alanlarda yaşadıkları ortak  sorunlara değinilecek ve bu grupların demokratik vatandaşlık hakları ve dini özgürlüklere ilişkin sorunları ortaya konulacaktır.Çalışma,uzun vadede  Türkiye'deki inanç gruplarının dini özürlükler ve eşitlik konusundaki sorunlarının üstesinden gelmeye yönelik bir tartışma platformu oluşturmayı hedeflemektedir.

Anayasasında ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde din ve vicdan özgürlüğünü garanti altına alan ve laik bir devlet olan Türkiye'nin eşit haklar ve vatandaşlığa dayanan kapsamlı ve tutarlı bir inanç siyaseti bulunmamaktadır.Türkiye'de yaygın şekilde ele alındığı ve uygulandığı haliyle laiklik ilkesi,dini özgürlükleri tartışmada ve din-devlet-toplum ilişkilerini yönetmede temel alınacak denokratik bir prensip olmaktan oldukça uzak görünmektedir.Din ve devlet  alanını birbirinden ayıran ve inancı bireylerin özel alanını sınırlayan resmi laiklik ilkesiyle,çelişkili bir şekilde,Türkiye'de tek tip bir dinsellik anlayışı teşvik edilmiştir.Devlet uygulamaları ve kurumlarıyla birlikte,dindarlığın kamusal alandaki görünürlüğünü kısıtlarken,aynı zamanda bir dizi kurum ve kanun aracılığıyla tek bir tür İslami inancı,sunni inanç mezhebi içinde yer alan Hanefiliği teşvik edip desteklemektedir.Başbakanlık'a bağlı Diyanet İşleri  Başkanlığı,İmam Hatip Meslek Liseleri ve Üniversitelerdeki İlahiyat Fakulteleri sadece Sunni-Hanefi din öğretisini temsil ederken,Sunni-Hanefi inanç içinde yer almayan  yorumları,topluma inanç hizmeti sunmak uzere devlet tarafından kurulan ve Anayasal bir kurum olan Diyanetr İşleri Başkanlığı tarafından tanınmamaktadır.Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu belgelerinden addedilen Lozan Antlaşması ile çoğunlukla korumaya yönelik bazı haklar elde eden veya Lozan'ın korumasını eşit vatandaşlık beklentisiyle reddeden Müslüman olmayan azınlık inanç gruplarının inanç özgürlükleri ve  bunlara bağlı hakları ise,katı,karmaşık ve otoriter devlet politikaları ve  bu politikaların idari uygulamaları yoluyla sınırlandırılmıştır.

Türkiye'de inanç gruplarının,din ve vicdan özgürlüğü kapsamında yaşadığı sorunlara,barışçıl,demokratik ve kalıcı çözümler üretebilmek için devlet kurumlarının ve aktörlerinin inanç gruplarıyula  yürüttüğü ikili,kişisel ve sözlü müzakereler çoğu zaman konuya özel,geçici ve idari-yasal açıklığı olmayan çözümlerle sonuçlanmakta ya da sorun çözümsüz bir şekilde sürüncemede kalmaktadır.Bu muzakereler tüm tarafların eşit konumda olduğu,yasaların ve uygulamalarıun açıkça tanımladığı çerçevelerde ve haklların ve sorumlulukların tarif edilmiş olduğu ortamlarda sürdürülemediği için,müzakereler sonucunda çoğu zaman hukuki ve idari gerçeklerle uyuşmayan ya da yasal çerçevesi oluşturulmamış ara çözümler kabullenilmekte,ancak sürecin devamında bir vaka için öne sürülen ara çözümlerin bir başka vaka da tümü ile reddedildiği hallerle de karşılaşmaktadır.Bu çok sayıda ve özel değişik konuya  özel(geçici) yorumun birbirileri ile çok çeliştiği,toplumda ciddi kırgınlıklar,anlaşmazlıklar yarattığı ve çoğu zaman kapsamlı,bir zararı kabul etme,onarma tazmin etme süreçlerini beraberinde getirmediği görülmektedir.


İnanç gruplarının sorunlarını çözmek,farklısorun ve talepleri inanç grupları ve haklar ve hiyerarşı gözetmeksizin bir bütün halinde ele almaktan geçer.İnanç gruplarının din ve vicdan özgürlüğü başlığı altında ele alabileceğimiz sorunları,eşit ve demokratik vatandaşlık hakları çerçevesinde  ele alınmalıdır.Bu çerçevede önümüzdeki yeni anayasa hazırlık surecinde vatandaşlık,laiklik ve din ve vicdan hurriyeti gibi inanç gruplarının hak ve özgürlükleri ile ilgili konuları tartışmaya açmak ve yapılacak yeni Anayasa'da inanç özgürlükleri konusundaki hükumlerin,Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve yükümlülükler ile uyumlu,uygulanabilir,eşitlikçi ve demokratik bir  yaklaşım ile oluşturulması zorunlu bir toplumsal ihtiyaçtır Türkiye'de demokratik bir çok ülkede olduğu gibi inançlar konusunda anlaşılabilir,uygulanabilir,eşitlikçi ve insan haklarını gözeten bir inanç politikası oluşturulması ve devlet,kurumlar ve inanç grupları arasındaki ilişkilerin herkes tarafından anlaşılabilir,belirgin ve uygulanabilir ilişkilere dönüştürülmesi çok gecikmiş bir zorunluluktur.

Elinizdeki rapor,Türkiye'deki çeşitli inanç grubu temsilcileriyle yapılan kapsamlı mulakatlar sonucunda kaleme alınmıştoır.Rapor, 12 haziran 2011 'de seçimlerin ardından iş başına gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyelerine ve hkümete,1982 Anayasası'nı yeni ve demokratik bir Anayasa ile değiştirme surecinde,din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin konuların ele alınmasında,inanç gruplarının maruz kaldığı ayrımcılığın önlemlenmesine ve sorunların çözümüne yönelik yol göstermeyi amaçlamaktadır.Rapor,ayrıca,son zamanlarda demokratikleşme ve AB entegrasyonu surecinde olumlu sayılabilecek gelişmelere ilişkin yapıcı bir eleştiri ve geri bildirim sunan bir belge olarakta ele alınmalıdır.

Raporda vurgu yapılan ayrımcı uygulamaların pek çoğu halihazırdaki kanunlar ve Anayasa'dan kaynaklanmaktadır,yasalar çoğunlukla ayrımcı koşullar öngörmektedir.Sorunlar,büyük ölçüde siyasi otoritenin başvurduğu  "tahammül eden" ve tam bir eşitlik anlayışı içermeyen hoşgörü dili,idari makamların keyfi uygulamaları,yüksek Türk mahkemelerinin yorumlu gerekçelere dayanan kararları ve korku temelli yaygın toplumsal zihniyete dayanmaktadır.Bu çerçevede,Türkiye'deki siyaset yapıcıları ve karar alıcıların yakın ve orta vadede inanç  meselesini inançlar arasında ayrım yapmaksızın kapsamlı bir şekilde ele alan;tüm inanç gruplarının talrep ve sorunlarını eşit ve muzakereci bir anlayış ve çabayla tartışmanın içine dahil eden,hukuksal,siyasal ve toplumsal  yol haritalarının bir arada bulunduran inanca  yönelik bir kamu siyaseti biçimlendirmesi gerekmektedir.

Çalışmanın Yöntemi

Bu çalışmada ele alınan inanç grupları Apostolik,Katolik ve Protestan Ermeniler,Yahudiler,Rum,Ortodokslar,Katolik ve Ortodoks Suryaniler,Bahailer,Protestanlar,Yezidler ve Sunni,Batini,Şii Müslüman gruplar -sırasıyla,Hanefi,Şafii,Alevi,Nusayri,Mevlevi ve Caferilerdir.Çalışmanın içeriği bu gruplardan temsilcilerle yapılan mulakatların eleştirel söylem analizi aracılığıyla yorumlanmasından oluşmaktadır.Bu çalışma siyaset bilimi dsiplini içinden yapılan  bir çlışmadır.Çalışmayı yapanlar,söz gelimi bazı din,mezhep ve yorumların kendilerine özgü kullandıkları kavramları kullanmamış,olabilirler.Bunlar yerine daha notr olduğunu düşündüklei siyaset bilimi çalışması olarak gormeleri gerektiğini altını çizmek istiyoruz.Çalışma,bu anlamda henuz tamamlanmamıştır.Mülakatlarda din,vicdan ve inanç özgürlüğü çerçevesinde karşılaşılan sorunlar,inanç uygulamaları/pratikleri,devlet ve toplumla ilişkiler,guvenlik,mali kaynaklar,ayrımcılık,dini eğitim,din görevlisi yetiştirme,inanç gruplarının toplanma-dernek kurma ve ifade hakkı,mulkişyet hakkı,dini bayramlar,kamusal hayata katılım ve görünürlük gibi konulara da vurgu yapılmıştır.Raporun anlaşılabilirliği ve kolay takip edilebilirliği açısından çok sayıda örnek olaya yer verilmemiştir.Ancak kayıtlarımızda bu konularda çok sayıda örnek olay bulunmaktadır.

Bu ve benzeri bilimsel nitelikli çalışmaların,Türkiye'de bugune değin,göz ardı edildiği laiklik ve dindarlık tartışmalaının dahi dışında kaldığı görülmektedir.Çalışmanın,bu anlamda dini inanç konularının inanç özgürlüğü bağşlamında kamusal alanda tartışmasına ve inançlar arasında daha eşitlikçi bir kamusal dilin kurulmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Çalışmanın Sınırları

İnanç özgürlükleri tamamlanmış bir çalışma değildir.Bu kadar çok sayıda inanç grubunu barındıran ve nerede ise ilden ile,yönetimden yönetime ve topluluktan topluluğa değişen farklı uygulamaların görüldüğü Türkiye gibi bir ülkede,bu çalışmayı tamamlamak çok kalabalık bir kadro ve yıllar suren bir çalışma gerektirir.Bu nedenle doğal olarak bu çalışma çerçevesinde her inanç grubunun her biriminin ya da  bölge sorumlularının tamamı ile görüşmek mumkun olmamıştır.Elinizdeki,çalıma araştırmanın ön ve çok kesin bulgularını  içermektedir ve ülkedeki farklı inanç gruplarının farklı olay bölgelerde karşılaştığı farklı uygulamaların kayıtlara alınması ile sürekli olarak genişletilecek ucu açık bir çalışma olarak kabul edilmelidir.Bundan sonraki sureçte,bugune dek çalışmanın kapsamında bulunan ve bulunmayan inanç gruplarıyla da görüşmeler sürdürülmeye devam edilecektir.Çalışmanın bulguları arasında,görüşülen inanç grubu temsilcilerinin görüşlerinin,tüm inanç mensuplarını ve din görevlileri ile aynı olamayacağı ve farklılıklar göstrebileceği de dikkate alınmalıdır. Aşağıda din ve inanç özgürlüğü kapsamında değinilen pek çok sorun ortak bir şekilde ele alınmasına karşın,bazı sorunlar,ibazı inanç grupları için daha hayat,,bazıları için daha az önem arz etmektedir.Örneğin,bazı inanç grupları ibadet yerlerine ilişkin güvenlilk sorunu yaşarken,kimileri için böyle bir sorun bulunmamaktadır.Bud durum coğrafi ve yerel,zamana ve grubun niteliğine ve toplumsal algıya göre değişiklik göstermektedir. Örneğin İstanbul'daki Suryani Kliseleri doğrudan fiziksel bir güvenlik sorunu yaşamazken,Yahudi toplumuna ait Sinegog'lar için bu durum tam tersidir.

Çalışmada irdelenen konulardan biri,Anayasal bişr kurum olanDiyuane İşleri Başkanlığı^nın statüsü rolu ve etki alanı ile Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla,Türkiye Cumhuriyeti devletinin çoğunluktaki Sunni-Hanefi inanç grubuna ilişkin  teşvik edici ve estekleyici siyaseti olmuştıur.Devletin Dyanet İşleri Başkanlığı ve diğer yolarla Sunni-Hanefi inancına  yönlik destek  teşvikleri,tüm diğer inanç gruplarını demokrasi ve vaytanaşlık  ilişkileri  çerçevesinde eşit ve adil olmayan bir şekilde konumlandırmıştır.Diyanet İşleri Başkanlığı'nın finansal statüsü,ayrıcalıkları ve geniş yetki ve etki alanı,diğer inanç gruplarının inancın devamında ve din gorevlileri yetiştirmede yaşadığı zorluklar ile yanyana konulduğunda ortaya asimetrik ve kaygı verici bir tablo çıkmaktadır.Bu durum herkes tarafından kabul edilip rahatsızlık yaratsa da,konuya ilişkin tartışmalarda  mülakat yapılan kişilerin Diyanet'in konumu ile ilgili farklı perspektiflere sahip olduğu görülmektedir.Devletin inanç gruplarına desteğini tarafsızlık ve sekülerlik çerçevesinde tamamen kaldırması ya da devletin inannç gruplarına tarafsız ve eşit muamelesi tartışmanın  iki farklı eksenini oluşturmaktadır.

Din görevlisi yetiştirme konusunda da inanç grupları arasında talep farklılıkları vardır.Sözgelimi din görevlisi yetiştirmek özellikle Ruhban okullarının kapalı olması,çeşitli Hristiysan mezhepleri için,sorun teşkil ederken usta-çırak ilişkisi çerçevesinde din görevlsi yetiştiren yahudiler için sorun teşkil etmemektedir.Din görevlilerini kendiş istemleri içerisinde yetiştirmek isteyenlerle,din görevlisi yetiştirme konusunda devletin katkı ve desteğini bekleyen gruplar arasında da farklı yaklaşımlar göze çarpmaktadır.Örneğin,Rum Ortodoks cemaati Heybeliada'da Ruhban Okulunun kapatılışının ardından İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne bağlanmasına karşı çıkarken,Aleviler içerisinden bir kesim üniversitelerde Alevi inancına mensup kişilerin eğitileceği kürsülerin açılabileceğini bildirmişlerdir.Tüm inanç gruplarının en başta gelen ortak sorunlarından birisinin  din görevlisi yetiştirmek olduğuda çalışmanın en kesin bulgusu olarak saptanmıştır.

 

Yeni Anayasa Süreci 

Çalışmanın ana amaçlarından biri yeni anayasa yapım sürecinde özellikle,Laiiklik (Madde 2):Din ve vicdan özgürlüğü  (Madde 24); Diyanet İşleri başkanlığı(madde 136);ilk ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu din dersleri (Madde 24);ve kanun önünde eşitlik (Madde 10);ve eğitim ve 

öğretim hakkı (Madde 42) gibi Vatandaşlık hakları ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin madde başlıkları altında gerçekleşecek tartışmalara katkıda bulunmak,bu tartışmalara veri sağlamak ve bu başlıklar altındaki maddelerin demokratik bir anayasada nasıl ele alınması gerektiğine dair daha derin inceleme ve tartışmalara ışık tutmaktır.Din ve vicdan özgürlükleri ile ilgili maddelerin kapsamı altına girecek konulara ilişkin farklı inanç gruplarının karşılaştıkları uygulamaları,yaadıkları deneyimleri ve düşünce,talep ve çözüm önerilerini karar alıcılar ve kamuoyula paylaşmanın yeni Anayasa sürecinde zorunlu olduğu tartışılmaz bir ülke gerçeğidir.

Anayasa süreci, şüphesiz,devlet ve toplum felsefesinin yeniden ele alınacağı ve kurgulanacağı (kurulacağı) bir süreçtir.Bu sureçte farklı grupların bir araya gelip anayasa yapımına katkı sunmaları ve anayasayı yapacak komisyonun farklı görüş ve önerileri göz önünde bulundurması bir demokratik anayasa yapım sürecinin en önemli  koşuludur.Bu amaçla toplumun farklı dini inançlara mensup bireylerinin de dini inançlarını sürdürme (bu yolla sahip oldukları imlik ve kültürlerinin tanınmasını ve korunmasını garanti altına alma) hak ve özgürlüklerini,siyasi ve toplumsal hayatla ilişkilerini belirleyen ve garanti altına alan maddeler konusunda fikirlerini sunmaları teşvik edilmelidir.Bu çalışmada bu amaçla planlanmış ve gerçekleiştirilmiştir.Demokratik niteliklerle donanmış,toplumsal sözleşlme niteliğinde bir Anayasa metninin oluşturulabilmesi için toplumun tüm kesimlerinin eşit bir şekilde ve herhangi bir korku/çekince/şuphe olmaksızın bu sürece katılımlarının gerekli olduğu varsayımından hareket edilmiştir.Türkiye yakın tarihin en kritik dönemlerinden biri olan Anayasa yapım surecinde,din ve vicdan özgürlüğü meselesinin uluslarası sözleşmeler ve normlar çerçevesinde ele alınması ve farklı dinlere mensup bireylerin temel hak ve özgürlüklerin  garanti altına alınması önemlidir.

Bu çerçevede Türkiye'de egemen laiklik anlayışlının da,din-devlet-toplum ilişkilerinin de demokratik bir anlayışla yeniden kurgulanaması  ve tanımlanması gereklidir.Laiklik Türkiye'de demokratik ve  çoğulcu bir inanç siyasetine temel oluşturmaktan ziyade,resmi söylem ve uygulamalarla oldukça çelişkili ve ihtilaflı bir ilke haline gelmiştir.Yüksek yargı ve devlet bürokrasisi kurumlarının bazı uygulamalarının çağdaş demokrasilerdeki laiklik prensibi ve uyulamalarıyla çeliştiği görülmektedir.Laiklik ilkesi pek çok konuda din ve vicdan özgürlüğünü engelleyen bir mekanizma ve araç olarak karşımıza çıkmaktadır.Diyanet İşleri bBaşkanlığı'nın varlığı ve başörtüsünün inanç sembolü olarak ele alınmaması ve laiklik karşıtı bir sembol olarak ortaya konması gibi uygulamalara bakıldığında devletin,din ve inanç özgürlüğüne uygulamalarıyla doğrudan mudahale ettiği açıkça görülömektedir.Anayasa'nın 24.Maddesi'nde altı çizilen din ve vicdan hürriyeti de uluslararası normaların gerisinde kalmıştır ve din vicdan özgürlüğü garanti saltına alınan bir hüküm olmktan oldukça uzaktır.

<za çıkmaktadır.diyanet="" İşlerİ="" başkanlığı'nın="" varlığı=""  ve="" başörtüsünün="" inanç="" sembolü="" olarak="" ele="" alınmaması="" ve="" laiklik="" karşıtı="" bir="" sembol="" ortaya="" konması="" gibi="" uygulamalara="" bakıldığında="" devletin,din="" özgürküğüne="" uygulamalarıyla="" doğruan="" mudahale="" ettiği="" açıkça="" görülmektedir.anayasa'nın="" 24.="" maddesi'nde="" altı="" çizilen="" din="" vicdan="" hürriyeti="" uluslararası="" normların="" gerisinde="" kalmıştır="" özgürlüğünü="" garanti="" altına="" alan="" huküm="" olmaktan="" oldukça="" uzaktır.24. 

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama