Bu Toplum Tutucu İmiş, Peki Neyi Tutuyor?

BU KARABASANI YAZIYA DÖKMEK GEREKİR

Cehalet, kuşkusuz öğretimsizlikten kaynaklanır. Öğretimsizlik  öğretileek bir şey olmamasından değil, bilginin var olmamasından, ya da varlığının zararlı görülmesinden kaynaklanır. Yaşamın her an öğrenilecek bir şey sunduğu dünyada öğretecek bir şey bulmayanlar ya aptallar ya da önyargılılardır. Hiçbir insan o kadar aptal olamayacağına göre, bilgiyi dışlama coğrafi ya da tarihi, beyinde damar tıkanmasına benzer toplumsal aklın tıkanmasıdır.

 

Bu kutupta ya da Amazonlar’da olduğu gibi, izole edilmiş olarak yaşamak, bir dini zorlama, kölelik, diktatörlük herhangi bir ideolojik nedenle toplumun tümünde ya da bir grubunda bir tür körleşmedir: Bazı bilgi yollarının kapalı olması, kapalı tutulması bu nedenle öğrenilecek şeylerin saklanması sonucu da olabilir.Bütün bunların dün ya da bugün dünya tarihinde örneği çok.

Osmanlı tarihi tümüyle cehaletin içinde biçimlenmiştir.İç nedenlerle bazen yozlaşan bir otokrasi, toplumun kul yani köle statüsü, dinin şeriata dönüşmesi, kentlileşmemiş toplum , toplumu aydınlatacak bir ulusal ordu olmaması, bürokrasi ve edebiyat dilinin, halk dilinden farklı oluşu bu nedenlerin başında gelir. Osmanlı toplumunda büyük çoğunluğu  köyde oturan insanlara öğrenme olanağı açık değildi. Okuma yazma bilmeyen ve okulu olmayan köylerde  yaşayanların öğrenme çarkına girmeleri olanaksızdı.Yakın zamanlara geldikçe bu olgu daha karmaşık duruma gelir. Tavuk mu yumurtadan,yumurta mı tavuktan çıktı? Hikayesine dönüşür. Örneğin bu günlerde okullarda bazı derslerin kalkması toplumun cehaletinden değil, cahil kalmış karar mekanizmasından kaynaklanır.

Dünyanın içinden geçtiği neredeyse 3.000 yıllık insanlık tarihinin bazı performanslarından haberi olmamak kişisel değil, toplumsal bir olaydır. Osmanlı cehaletinin tortusu toplumun bazı kesimlerinde yaşamaya devam ediyor. Bazı ayrıcalıklı insanların ya da grupların varlığı bunu değiştirmiyor.Bu bağlamda ,özellikle bizim gibi geç uyanmış toplumlarda, henüz düşüncenin ulaşmadığı bakir topraklar ya da ormanlar var. Nasıl olur, daha dün bu adam Almanya’da idi? Ya da ‘Bu adam üniversitede profesör’ demek.cehaletin olasılığını değiştirmez. Çünkü bazı insanların renk körü olmları gibi, geçiridği bir kaza nedeniyle körleşmiş insanlar da vardır. Bu kazalar tarihseldir.

 

Sevgili okuyucular,

Sözüne ettiğim toplum biziz. Gerçi çeşitli boyutlarda cehalet sendromları Türk’lere özgü değil Fakat bize benzeyen 1,5 Milyar Müslüman var. Olasılıkla dünya nüfusunu cahiller ve onun bir aşama üstünde  diye  ayırırsak biz cahiller grubundayız. Bu Sömürülenler grubu anlamına geliyor. Aramızda dünyanın en aydınlık insanları arasında olanlarımızda olabilir. Bugünün dünyası birleştirici, buna gelecek için bir umut olarak bakabiliriz.

Fakat bu birleşme ve bütünleşme değişik  düzeylerde oluyor. Entelektüel düzeyde bilim düzeyinde, sanat  düzeyinde, alışveriş düzeyinde, otomotiv düzeyinde, gökdelen düzeyinde, sömürü düzeyinde Bazen bunlar kafayı karıştıracak kadar karışıktır.

Osmanlı cehalet mirası taşıması bu çağda olanaksız bir yüktür.Bu toplum 100 yıl öncesine kadar okumuyordu. Okuyanlar da zaten  kitap bulamazlardı. Okumayı bilmedikleri bir dilde yazılan Kuran’ı da okumadılar. Kuran muska gibi bir kenarda durdu. Okumayı biraz sökenlerin okudukları  Mızraklı İlmihal kitaplarını anımsıyorum. Halka namaz, oruç,hac ve dinin farzlarını anlatır, Allah’a ve Peygamber’e inanlarını vurgulatırdı. Halkın maksimum din bilgisi budur.Fakat toplum dindardır ama kendi dinini ve tarihini bilmez. Milliyetçi olanları var, milletinin tarihini bilmez. Padişahçıdır. Padişah’ın anasının Türkçe bilmediğini bilmez. Padişa’ın Türk olmak istemediğini de bilmez. Bu toplum tutucu imiş, peki neyi tutuyor?

Türkiye’de Osmanlı ve Cumhurriyet dönemlerinde, yüzyıllardır süzüle süzüle gelmiş cehaletin hikayesini anlatmak için kitap sayfaları yetişmez. Fakat geriye bakınca insanın içini karartan olaylar var.Bilim ve felsefe tarihiyle ilgilenen bir okur olarak nedense İbni Sina öyküsü çok gücüne gider. İbni Sina dünya bilim ve felsefe tarihine girmiş pek az Müslüman’dan biridir. Buhara’da İranlı Samani devlet  idaresi altında yetişmiş bu İranlı Abbasi Rönesans denen aydınlanma döneminin yetiştirdiği en tanınmış Müslüman düşünürü ve bilim adamıdır.

Dünya Tıp tarihinde hipkrat, Galen, İbni Sina bir üçlü oluştururlar.Dünya tıp tarihinde bir Osnmanlı ya da Türk yok. Cumhurriyet döneminden söz etmiyorum.Fakat 12. Yüzyıldan başlayarak Avrupa’da İbni Sina’nın ‘Kanun fi f-Tıbb’ adlı büyük ansiklopedisi Latince’ ye çevrilmiş’ ,16. Yüzyılda İtalya’da 22 kez basılmıştır.Bizde matbaa olmadığı için zaten basılamazdı.Fakat, Türkçe’ye kazandırılması için bu toplum 19. Yüzyılı bekledi.

Osmanlılar ise felsefenin yanından bile geçmediler.Bu günlerde felsefe dersini yine programlardan kaldırmışlar. 12. Yüzyıla geri dönmüşüz. Cumhurriyet’in  Resterasyonu yok ederek hangi akla hizmet ettiklerini anlamak olanaksızdır. Türkiye’de kimin kafasını düşünmekten ve felsefeden uzaklaştırabileceklerini de bilmiyorum. Ama Osmanlı’dan süzülen cehalet kavramı budur. Yolu da Eğitim!

 

Kaynak: Bilim Teknik
Cumhurriyet

Doğan kuban

copyright 2013.AVF Alevi Vakıfları Federasyonu. | literalwebdizayn

Paristan Bayan Giyim

Elazığ Oto Kiralama